Seveceksin tabi daglarin eteklerini suda islatma seklini.
Soyle sessizce gececeksin yakinindan, usulca suzeceksin rahatsızlık vermeden. Ya da yolunu uzatacaksin, kisa kesecek kopruler hayatini. Oylece gecip gittikten sonra, gözlerini ovusturarak "gerçek miydin?" diyeceksin. Bu kadar iyi oyuncu olamazsin diye sormuyorum, aklimi karistiriyor.
Koprulu sehirlerde ara ne ariyorsan. Illa ki koprusu olsun, olsun ki birlestirsin, hic ayrilik olmasin. Oturduk mu kiyisinda, gorelim karsi yakasini. Bilelim yalniz degiliz, var oralarda bizden bir seyler. Bu arada sakin unutmayasin denizi sicak ve tuzlusundan olsun..
15 Ocak'14 / New York
Fotograf: Golden Gate Koprusu / San Francisco
Sarap icmeli, topraga basmalı.
Topraga basip havayi koklamali insan.
Bakmali ciplak gozle gunese.
Emek yaniklarindan cilleri olmali insanin. Elleri catlamali, kana kana su icmenin ne demek oldugunu anlamali, nasirla tanismali.
Her bir omcanin baska bir hayat oldugunu unutmamali. Topraga tapmali, gunese selam durmasini bilmeli. Sarabi ficidan, meyveyi dalindan, suyu kuyudan icmeli.
Ve sadece sistemin basit ve anlamli bir parcasi oldugunu bilmeli..
23 Aralik'13 / Napa - CA
Fotograf: Robert Mondavi / Napa Vadisi - CA
Bizim duruma "yolculuk oncesi sessizlik" deniyor.
Yollar yine bizi gozler ama bu sefer bir farkla, tutkumuzu kesfe cikiyoruz. Bakalim nasillar durduklari yerde, birakamadigimiz gibiler mi..
Ne yalan soyleyeyim hal-hatirimizi sorar, iki kelam ederler yakaladiklarinda, cok da vefalidirlar ozunde.
Bagda baska, tankta baska, sisede baska, kadehte baska, bedeninde bambaşka bir zevk verirler. Sizi bilmem ama yurekleri hep aciktir bize, sisede durduklari gibi durdururlar. Asil, zarafetli, yeri gelir agir basli, yeri gelir köpük köpük sunar kendini.
Yine kulaklarini cinlatacagim tuttu, ne de olsa gazap uzumlerinin yolculugundan bahsediyoruz burada.
Biraz toprak, biraz asma kokusu olmadan nasil yasanir ki?
6 Aralik'13 / New York
Merhaba Hemingway!
Sadik yoldasim! Bir yoldasta ancak bu kadar guzel eslik edebilir bir yola, hemde yolun kendisi olarak. Çanlar bu sefer benim icin mi caliyor? Oyle gucluydu ki, dogayi uyandirdi adeta. Aman telaslanma, selam durmayi unutmadim o gunese, yuzyilllardan bu yana gelen inancımıza minnettarmis.
Simdi yansigidi herseyi bir bir inceliyorum, ozlemisim inceden inceye elektrik direklerini takip etmeyi, bir de gunesin dogusu asamasinda acaba yansak mi sonsek mi celiskilerini.
Seninde bildigin uzere Don Kisot'u aramaya gidiyorum bugun.
Yakın gecmiste bu sehri kendi sehrine benzetmis, bende katila katila gulmemis miydim.. O soylemekten cok hoslandigi "zaman" kelimesi beni onun sehrine goturmediyse de, ben ona benzeyen butun sehirleri gezdim..
Bizde tutulmamak uzere bir suru soz vermedik mi sanki, nedir bu kizginligin. Neyse bakalim daha ne kadar uzaga gidebilirim ki.
Yolcukluklar, iste benim aitlik hissiyatim..
15 Ekim'13 / Washington DC
Ve Don Kişot senin olayın Fidel'e benzemez, sakın ola kendini kaptırmayasın. Başka başka dünyaların aynı savaşları sizinkisi.
Baş ucunda radyo açik uyuma alışkanlığın bir tarafa, su gölgelerle oynama işinden hiç hoşlanmadım. Onu kaybettiğimizden beri eline bulaşmadı bir parça mürekkep, oysa ki karaydı kaleminde yüzü.
Sakın Fidel'i suçlama, biraz etkisinde kaldı sadece. Su ışığı kapatıpta astral seyahate çıkacağına inandığın günlerin geride kalmasına seviniyorum.
Evet Don Kişot, şimdi sen uyuyorsun ya, içimden söyleniyorum sana. Eline geçti mi fısıltılar diye? Yok sakın yanlış anlamayasın ben demedim, hiç der-miyim? Benim ki en farklısının aynısı, hani hergün tekrarlanan ama özünde bitmiş olan.
Neyse sen şimdi bunuda kafaya takarsın. Bu akşam olsun geride bırak. Kırmızının, siyahın ve beyazın uyumunu görüyor musun? Benim içinde hiç kolay olmadı.. Peki halen okumaya devam ediyor musun yazdıklarımı?
12 Ekim'13 / New York
Nerede kalmistik Don Kisot? Yokusa surmekten bahsediyorduk, kararlar diyorduk.
Kanada'dan geleli tam uc hafta olmus kizla konuşuyorduk seni. Alismak zaman alıyor ama sonucta alisiyor insan derken buluyordum kendimi.
Zaman mi almisti yoksa bir omur mu?
Neyse ki bunuda atlattik. New York'a kis geldiginden soz ediyordum tam da sana. Yine Leonard Cohen cinliyordu kulaklarimda "New York is cold but i like where I'm living" diye fisildiyordu. Baska nasil cekilirdi soguk yoksa..
Ben akdeniz insaniyim, bana soguk yakismiyor. Guney, hep guneye..
Evet iste konumuz buydu Don Kisot.
Sevgiler..
7 Ekim'13 / Grey Bar - New York
Sag kurek kemigimde hissettigim agri ile uyandim bugun.
Ruyamda bana Zapatista hikayelerini anlatiyordu Marcos. Sonra kisa bir gezintiye cikiyorduk; San Fransisco'da gay, Guney Afrika'da bir zenci, Almanya'da yahudi, issiz bir isci, mutsuz bir ogrenci ve hic okuyucusu olmayan bir yazar oluyorduk. Ve bunlari yapmak sadece saniyenin onda biri kadar zamanimizi almisti.
Usulca kalkti yanimdan bir noktaya odaklandi. Dusunce okumak gibi bir ozelligim olsun istedim o an. Ve sonrasinda sag omzumda bicak saplanirmiscasina olan o agriyi hissettim. Saat tamda fotograftaki rakamlari gösteriyordu ve ben Marcos'un o tepeden donerken aklindan gecenleri dusunuyordum..
29 Eylul'13 / New York