1 Ekim 2015 Perşembe

Saklambaç




Çocukken oynadığımız saklambaç oyunlarındaki gibi yine unutmuştuk bir yerlere bakmayı, halbuki nereden bilebilirdik kendimizi bu sefer yukarılarda bulabileceğimizi. 
Ordaydık işte! 
Yukarılarda bir yerde.. 
Ruhumuzu geride bırakan şehir hayatına inat bir gökyüzü vardı tepemizde halen, 
mavi ve beyaz bulutlarıyla..










Mayıs 2015 - Madison Square Park / New York

Zorlu Duraklar







Geçeceğini bildiğin ama hiç geçmiyecek gibi yaşadığın, her bir anına şükürlerini sunduğun anılar her ne kadar boğazında düğümlensede en ihtiyaç duyduğun anlarda sana koltuk değnekleri olacaktır. 
Sen farkında olmasan da güzel günlerin ve güzel insanların varlığına teminat olarak başucundaki saatin gibi uyandıracaklar seni daldığın uykulardan. 
Daha güzeli olmayacak, kendi içlerinde en güzelleri olacak.. 
Güzel günler zorlu duraklardan geçerdi değil mi sevgili?..








Mayıs 2015 - New York

Yürüyelim..


Hayatı yakalamak için koşmanız gerekmez mösyö, yürüsenizde bize yeter, yeter ki o potansiyel enerjiniz kinetik enerjiye dönüşsun artık. 
Potansiyeller de hakkını ve yerini bulsun ki, bizde söyle bir ohh çekelim en nihayetinde. 
Bir de aklınızı çelelim istiyoruz ama ona nereden başlasak bilemedik. 
Velhasıl-ı kelam yürüyelim..










Nisan 2015 - New York

Un(-ufak)utmak



Sonra uzun uzun fotoğraflar çektik, birde her iç çekişlerimizde Don Kisot'u andık.. 
Bir zamanlar buralarda bizde vardık.. 
Ilık bir Aralık gecesini kim unutabilmiş ki, hem nasıl unutulur hele birde yağmur yağmışsa.. 
Kavun kesin bana, en tazesinden yaz koksun. 
Ha unutmadan teleferiğe binmekle uçağa binmek aynı şey. 
En nihayetinde uçmak isteyince ayaklarının yerden kesilmesine ihtiyacın yok..










Nisan 2015 - New York

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Kadınlar ve ötesi..



Iki gün önce bu fotoğrafı çekerken beynimde iki film çaktı. 
Ilki en sevdiğim yönetmenlerden biri olan Almadovar'ın "Todo Sobre Mi Madre" (All About My Mother) idi; anne olmak isteyen butun kadinlara atfedilmisdi. 
Ikincisi ise Giuseppe Tornatore'den La Sconosciuta (Unknown Woman); film bir annenin kızına "Bana kadın olmanın nasıl bir his olduğunu anlatırsın" diye bitiyordu.. 
Kadınlarla ilgili  bu iki filmde de güçlü kadınları, onların extraordinary hayatlarını, aşklarını ve biyolojik bağlılıkların ötesindeki anne olma duygusunu başka başka hayatlarda anlatıyorlar. 
Her ne yaparlarsa yapsınlar ruhlarından gelen tutkuları onları güçlü yapan kadınlar. 
Ağlayan güzel kadın figüründen yaşadığı extremliği sindirebilen erdem, olgunluk ve gerçek tutkuların peşinden giden, ayaklarını yüksek topuklardan indiren ve toprağın sıcağına aldırmadan bastiran kadın siluetlerine götürüyor. 
Kadınlar, aşkları ve çocukları.. 
Aklıma geldi, yazayım şuracıkta kalsın dedim, iki gün öncesinin anısına..








Mart 2015 - Downtown - New York

'iyi ki' dediginde ben..




.... aksine, 
"iyi ki doğdun" dediği anda etrafında balonlar ve kelebekler uçusturan en az(-çok) bir insan olmalı..
Güne mi, yollara mı, o yolları teptirene mi aşık olduğumu halen çözemediğim bir günde çekilmiş bu fotoğraf 
ve mutluluğun Don Kişot'la beden bulmuş halinden yaptığım eşleştirme ve bu eşleştirmeden doğan yeni paradigmalar. 
Başlangıçta biraz kekremsi, 
burunda; nemli bir yaz günü yeni biçilmiş çimen kokusu, 
damakta; çalılıkların arasından ellerini kanatamadan almayı başamaradığın en olgun böğürtlen, 
tende; akdeniz tuzu ve bir kaç çizik, 
sonda; ufak dokunuşlar inceliğinde bir hüzün ve uzun bir sessizlik.. 
Asıl bugün bir yaşıma daha girdim, üç kıtayı dolaşmış bir aşkla..









Mart 2015 - New York
Fotoğraf: Big Sur - Pacific Coast Highway 2013 / California

Kemal 'Yaşar'





Ne diyorlardı ölümlü dünya mı? Hani o her şeyi nötrleyen, saflaştıran ve ışıkları takip ettiren sonsuz yol.. 
Bir 2015 Şubatının sabahı, bedenim yasla uyandı, ne de olsa aradan tam bir yıl geçmişti ve bir yası hak etmiştik en nihayetinde.. 
Sonrasında daha büyük bir yasla bölündü yasım. 
Herşeyden önce beni Don Kişotl'a tanıştıran, 
Çanakkale'de savaşa gittigimiz, 
Karınca Adası'nda toprağımızı bırakmamak için ayak direttiğimiz, 
Çukurova'da yanıp kavrulduğumuz, 
Toros'larda soluklanıp buzlu sularından içtiğimiz, 
Anadolu'nun eşsiz efsanelerinden beslendiğimiz, 
yürüyerek romanlar yazdığımız adamı kaybetmişiz. 
Şimdi dökerim incilerimi, bir daha kimse dökmeyecek gibi.. 

Ruhun şad olsun.










Şubat 2015 - Astoria / New York